3 Mart 2016 Perşembe

Lizbon Gezisi / 2. Gün


Sabah otelimizdeki kahvaltının ardından günümüze başlıyoruz. Bu park otelimize çok yakın bulunan VII. Eduardo Parkı.


Burada kısa bir tur atıp metro ile Estadio da Luz yani Işık Stadı yani Benfica takımının stadına varıyoruz. Bugün eşimin doğumgünü ve ben ona bir stad turu organize ettim. Tur 10:30 başlıyacakmış, vaktimizi Benfica takımının mağazasında geçiriyoruz.
Bebek bezleri bile var.




Önce rehberimiz eşliğinde stad turumuzu yaptık. Bizden başka bir de İtalyan çift var. Efendim, Benfica nın simgesi kartal imiş, eşim bunu öğrenince takıma karşı ayrı bir sempati duydu. Bu kartallardan en yaşlısı, galiba ismi Victoria olanı, maçlardan önce serbest bırakılır, stad etrafında uçar ve sonra sahaya inermiş. Bu merasimden sonra da maç başlarmış. Bu fotoda Victoria yok, o maç olmadığı günler takımın mağazasında duruyormuş. Bunlar da Luis ile adını anımsayamadığım diğer kartal.


Stad turumuzun ardından müzesini de gezdik.



Burası da müze de çocuklar için ayrılmış köşe.
Ve ardından günün süprizi Benfica stadına karşı öğlen yemeği.


Ben Portekiz de bol bol yiyeceğiniz Bacalhau yani Morina Balığını tercih ettim ve bayıldım. En altta minik haşlanmış, kabuklu patatesler , üzerinde ıspanak ve en üstte balık.



Yine Metro ve bu sefer Vasco de Gama durağında indik.

Bu park yani Milletler Parkı Expo98 sırasında yapılmış. Sahilde güzel bir yürüyüş yolu ve Telecabine Lisboa yani teleferik var. Biner miyim, korkar mıyım derken bindik teleferiğe.
Tek yön ücreti kişibaşı 3,95 Euro.

Tepeden Lizbon a da bakmış olduk.

2 Mart 2016 Çarşamba

Lizbon Gezisi/ 1.Gün



THY nin 149$ a Lizbon'a gidiş-dönüş promosyonunu görünce aylar öncesinden almıştık biletlerimizi.
Sabah 07:30 'da tam vaktinde kalktı uçağımız, 5 saatlik bir uçuşun ve THY nin kötü kahvaltısının ardından Lizbon'da idik.  
Havalimanından çıkınca metro istasyonuna gittik, 0,50 Euro'ya bizdeki İstanbul Kart benzeri bir kart alıp içine 24 saatlik ulaşım sağlayan 6 Euro yükledik. 
İsabetli bir karar verdiğimizi, turistik bir hat olan 28 nolu tramvaya binince anladık. Çünkü bu tramvayın ücreti 2,85 Euro idi. 
 Otelimize bir aktarma ile vardık. HF Fenix Garden isimli oteli tercih etmiştik. Marques de Pombal metro istasyonunda bulunan otel oldukça merkezi. Bu meydandan aynı zamanda otobüs ve şehir turu otobüsleri kalkıyor.

Otele bavulları bırakıp düştük yollara. Yine metro ile Restauradorres istasyonuna gittik. Hedefimiz Restaurante O Churrasco( Ruas Postas de Sto Antao no 83 1150-000 Lisboa) idi, daha önce bir blogda okumuştum piliç çevirmelerinin çok lezzetli olduğunu.Restorantın bulunduğu sokakta bir çok tavukçu vardı. 70 yaşlarındaki garson amca bize yardımcı oldu, bembeyaz masa örtüleri olan bu restorantta kağıt peçete yerine kumaş peçeteler vardı. Yarımşar piliç ve patates kızartması sipariş ettik. 

Çömlek içinde acı biberli zeytinyağı getirdiler. Piliç oldukça lezzetli idi. Daha önce gidenlerden öğrendiğim gibi kuvert dahil 26,50 Euro hesap ödedik. 

A Ginjinha isimli bu minicik dükkanda sadece vişne llikörü satılıyor, pek meşhur imiş. 

Hemen sol tarafında Rossio Meydanı bulunuyor. 
Bunlar da Lizbon un Tuctuc ları, motor taksi gibi birşey.

Lizbon un simgelerinden biri de bu asansör,Santa Justa asansörü iki mahalleyi birbirine bağlıyor. Biz binmedik ama yanılmıyorsam 4 euro idi ücreti. Lizbon engebeli bir şehir olduğundan bazı yerlerde finiküler kullanılmış. 


Rua Augusta en büyük caddelerinden, trafiğe kapalı. Caddeden yürümeye devam edince karşınıza bu kapı çıkıyor, kapı da Praço do Commercio ya açılıyor. Caddeyi ve çevresini kafanızda fazla büyütmeyin, zira çevresinde fazla ilgi çekici nokta yoktu benim için. 



Bu meydanda Lisboa story centre var ama biz girmedik, sadece mağaza kısmına göz attık.

Bu meydan aynı zamanda sahile çıkıyor ama Tejo Nehri sahiline.

O gün hava epey rüzgarlı idi, manzaraya şöyle bir bakınmakla yetindik. 
Son iki seyahatimizde Google Maps i kullanıyorum ve epey memnun kaldım. 

Fotoğrafdaki gibi görmek istediğim noktaları öncesinde işaretliyorum, böylece o noktanın yakınında görülmesi gereken neresi var kaçırmıyorum. Hem de yön bulmamızda yardımcı oluyor. 

Şimdi şehrin 28 nolu tramvayını deneme zamanı. İstanbul da İstiklal caddesinde kullanılan tramvayın aynısı, şehrin simgelerinden olmuş. Günlük kart aldığımızdan ekstra bir ücret ödemedik. Bu arada tramvayı beklerken sokağın karşısında sıralanmış tuhafiyeler dikkatimizi çekiyor, belli ki epey eskiler. Ne güzel yıllara rağmen hizmet veriyorlar.



Bugün biraz yol yorgunluğu olduğundan tramvay ile birkaç durak gidip geri döndük. O daracık sokaklardan geçmek çok keyifli idi. Yalnız bu tramvaylarda çok hırsızlık oluyormuş kalabalık olduğunda. Biz genelde hep boş tramvayı bekledik, genelde dolu gelen bir tramvayın ardından hemen bir başkası boş geliyor, o yüzden acele etmeyin.



Tramvaydan indiğimiz noktanın Pharmacy Cafe ye yakın olduğunu görüyoruz Google Maps sayesinde. Bu şirin sokaklardan geçerek aslında bir eczacılık müzesi olan binadaki kafeye varıyoruz. 
Aslında hava sıcak olsa dışarısının manzarası harika ama serin olduğundan içeride oturmayı tercih ettik. İyiki de içeri girmişiz, yoksa bu ilginç dekorasyonu kaçıracakmışız. 


Kahve- pasta molası verip şehri keşfe devam ettik.



Yürüyüp Mercado nun önünden geçerek tramvay durağına vardık. 
Tramvay ile Belem e gideceğiz. 
Önce Jeronimos Manastırını gezmekle işe başlıyoruz. 1501 yılında inşasına başlanmış ve 70 yılda tamamlanmış, 70 kg altına malolmuştur. UNESCO tarafından Dünya Mirasını Koruma listesine alınmıştır. Kaşif Vasco de Gama nın da mezarı bu yapının içinde bulunmaktadır.


Tam girişteki sütunda bulunan bu ters kafa ilgimi çekti ama etrafta bir bilgi tabelası vs. yoktu.

Veee görmeyi çok istediğim yapılardan biri Belem Kulesi. Manuel tarzı pencereleri ve Arap etkisi taşıyan kule ve burçları ile Belem kulesi bana oldukça masalsı gelmiştir. Aslında Tejo Nehrinin ortasında bulunan kule, 1755 depreminden sonra nehrin yatağının değişmesi sonucunda kıyıya yakın olmuş. Saat tam 17:00 da orada olmamız nedeni ile maalesef kulenin içini gezemedik. 
Sahilden yürüyerek Kaşifler Anıtına vardık.


Anıtta en önde duran Prens Henri nin arkasında sırasıyla Kral Alfonso V ,Vasco Da Gama (Hindistan’ı keşfetmiştir) , Ferdinand Magellan (Dünya çevresinde ilk geziyi yapan kaşif) görülmektedir. Daha sonrasında ise yine kaşifler, din adamları, matematikçiler ve haritacıların figürleri bulunmaktadır.


Bu kadar uzun yürüyüşün ardından Portekiz in meşhur tatlısı olan Nata yı denemek için yine meşhur olan Pasteis de Belem e varıyoruz. Akşam üzeri saatleri olduğundan dışarda kuyruk yok ama birbiri içine geçen salonlardan geçerek en sondaki salonda oturacak yer bulabiliyoruz. Bu minnak tatlıların tanesi 1,05 Euro. Aslında birkaç tane rahat yenir ama öncesinde pasta yediğimizden tatlı kapasitemiz dolmuş durumda idi. 


En çok 1837 yılından beri aynı mekanda hizmet vermeleri ve lezzetlerini korumaları hoşumuza giderek Belem den yine tramvayımıza binerek ayrılıyoruz.