Çocukla Gezme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocukla Gezme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2017 Perşembe

Berlin'i Gez Gez Bitmez























Berlin, gerçekten de gez gez bitiremiyeceğiniz bir şehir. İlk geldiğinizde mutlaka gezip görülecek klasik yerleri var, ben bu sefer o kısma değinmedim, eğer okumak isterseniz eski postlarıma göz atabilirsiniz. Ayrıca sürekli kendini yenileyen bir şehir, bir yıl kadar gitmeyin yine bir sürü gezecek yer bulursunuz.
Bizimkilerin hit mekanlarının başında çocuk parkları geliyor. Parklar bizde genelde olduğu gibi 3-5 yaş çocuklarına hitap etmiyor. 10-14 yaş gurubundaki çocuklara bile hitap eden park oyuncakları oluyor. Hava soğuk olduğundan Berlin halkı da parklara fazla rağbet etmemişti bu sefer.


Bugün planımda Berlin'in yakınında bir şehir olan Potsdam ziyareti var. Potsdam'da da gezip görülecek bir çok yer var. Ama biz nokta vuruşu yapacağız bu sefer. Meşhur şekerleme markası Katjes'in fabrikasını ziyaret edeceğiz. Katjes, ürettiği yumuşak şekerlerle ünlü ama bir farkı Haribo gibi hayvansal jöle kullanmıyor, 'veggie' isimli serisi bitkisel malzemelerle hazırlanıyor. 


Fabrikanın içini görebileceğimiz için çok meraklandık. 
Ücretsiz olarak ziyaret edebileceğiniz bu fabrikada size ayrılan camekanlı kısımdan üretimi izleyebiliyorsunuz. Biz orada iken laktrizli şeker üretimine başlamışlardı.



Çocuklar çoğu aşamanın makinelerle yapıldığını ama insan faktörünün de ne kadar önemli olduğunu gördüler.

Aynı zamanda bir de fabrika satış mağazaları var burada. Bizimkiler cennete düştüklerini sandılar. Farklı şeker cinslerinden gramaj ile alabileceğıniz gibi ambalaj çeşitlerinden de alabilirsiniz. 


Bu marka da burada üretiliyor. Üzüm şekerinden üretilen bu şekerlerin çeşitli modelleri var. Bu kare modelini çok seviyorlar çocuklar.
Bugün aslında hedefde çocukları bir bilim müzesine götürmek vardı. Bize Potsdam'da bulunan Extavium Potsdam isimli müzeyi tavsiye etmişlerdi. Bulunduğu adrese gittik, nedense o an gözüme umduğum şeyleri bulamıyacakmışım gibi geldi ve buraya gitmekten vazgeçtik, Berlin'e döndük. 
Berlin'deki Science Center Spectrum isimli bilim müzesine girdik. Aile bileti 17 Euro, iki yetişkin ve 3 çocuğa kadar bu fiyat. Bu bileti alınca hemen yanındaki Deutsches Technik Museum'u da ziyaret edebiliyorsunuz ama aynı gün içinde.

Bilim müzesinde her katta farklı temalar işleniyor. Bir katta ışık ve görmek temaları vardı. Isı üzerine deneylerin olduğu bir kısım. Mekanik ve hareket üzerine başka bir kat ve en sonda da müzik ve duymak temaları...
































Ayrıca bir sergi vardı müzede.Netz yani 'Ağ' isimli bir sergi. Telefon ağı, internet ağı, mesaj ağı vs...



Email ağı üzerine yapılmış bir çalışmanın sonuçları anlatılıyordu. Yıllar önce tiyatroda izlediğim 6 Derece Uzak tiyatro oyunu aklıma geldi. Bu çalışmada, birbirini tanımayan farklı ülkelerdeki iki insanın birbirine mail gönderebilmeleri için kaç kişinin aracı olduğu araştırılmış. Kimisi hedefe 5 kişi ile kimisi 3 kişi ile ulaşmış. Aslında son yıllarda facebook da bu görevi yerine getiriyor, bizlere ortak arkadaş bularak. 




 Sergide çevirmeli telefonlar da vardı. Hepsinin ayrı telefon numaraları vardı, çevirip arama yapıyorsun ve telefon çalıyor. Çocuklar bu kısmı da çok sevdiler, hayatlarında sadece dokunmatik telefon gördükleri düşünülürse çevirmeli telefonlar ile birini aramanın ne kadar uzun sürdüğünü anlamış oldular.
Yaklaşık 3 saat sürdü müze ziyaretimiz, onlara kalsa Teknik Müzeyi de gezecektik ama kapanış saati yaklaşmıştı.
Eğer yolunuz Berlin'e düşerse çocukla hangi müzeyi gezebiliriz derseniz burasını tavsiye edebilirim. Ayrıca Naturkunde Museum da çocuklar için harika bir müze.







8 Şubat 2017 Çarşamba

Berlin ve Gezilecek Yerler


  Berlin, Spree ve Havel nehirlerinin arasında kalır aslında oldukça sulak yani su ile çevrili bir şehirdir. Göller, kanallar ve göletler şehrin cazibesini artttırmaktadır. 
   Çocuklar bugün en sevdikleri yerleren biri olan Ritter Sport un mağazasını, nam-ı diğer Renkli Çikolata Dünyası-Berlin'i gezmek istediler. Bu çikolata rengarenk ambalajları, kare formu ve sürekli değişen çeşitleri ile ünlü. 

Gerçekten de sevilmeyecek bir mekan değil burası, adı gibi rengarenk. Bu arada ilk kez bu kadar boş gördüm, normalde epey kalabalık olur. Mağazanın girişinde kendi çikolatanızı yaptırabileceğiniz bir kısım var. Çikolatanın nasıl olacağına karar veriyorsunuz önce. Sütlü, bitter ya da beyaz. Ardından istediğiniz malzemeyi ekletebiliyorsunuz, isteyen kırmızı biber isteyen haribo şeker ya da mısır gevreği gibi malzemeler var... Bu işlem 3.50 Euro. Normal Ritter Sport'lar ise 1,25 Euro.


Hangisini alacağınızı şaşırabilirsiniz.


İsterseniz önceden yapacağınız bir rezervasyon ile çocuğunuzun çikolata uzmanı olması için çikolata atölyesi ne katılımını sağlayabilirsiniz. 75 dakikalık bu etkinliğin ücreti 10 Euro.
Üst kata çıktığınızda mini bir müze var. Burada çikolatanın kakao ağacından başlayan serüveni ambalajlanma aşamasına kadar anlatılıyor. Mini sinema salonunda Ritter Sport hakkında tanıtıcı filmler gösteriliyor.

  Bizimkiler poz vermeden duramadılar.
  Bu katta ayrıca bir kafe bulunuyor. Biz bu sefer uğramadık ama pastaları ve fondüsü oldukça güzel. 
  Biz bu sefer kahvemizi Auszeit isimli mekanda içtik. Auszeit, Berlin'in hit semti Friedrichshain'da bulunuyor yani bizim eski mahallemizde. Eğer yolunuz düşerse taze hazırlanan yemeklerinden yemek ya da çeşitliliği bol olan şaraplarından tatmak için uğrayın derim.




23 Ocak 2017 Pazartesi

Berlin'i Gezelim

  Berlin, gri havasıyla karşıladı bizi bu sefer. Aslında en sevimsiz aydır Ocak, Berlin için. Kasım ve Aralık aylarında da hava kasvetlidir belki ama yılbaşı hazırlıkları, etrafın ışıltıları o kasveti hissettirmez size. Oysaki Ocak ayında, artık insanlar yeni umutlarla hazırlandıkları yeni yıla girmişlerdir, yılbaşı ağaçları sokaklara atılmıştır, yılbaşında atılan havai fişek vb. patlayıcı maddelerin tüm pislikleri sokaklarda kalmıştır ve insanlar tüm paralarını hediyelere harcadığından ticari hayat da durgundur.
  Berlin ve çevresinde birçok çilek çiftliği vardır bunlardan çoğu kış aylarında kapalı olur ama bazıları sadece çiftlik olmadığından kışın da açıktır. İşte  Karls Çiftliği'de bunlardan biri.








Çiftliğe girişte böyle kocaman bir taş bina karşılıyor sizi. İçeri girer girmez de mis gibi çilek kokusu. Şaşırmayın, bu koku pişen çilek reçelinin kokusu. Günün belli saatlerinde canlı olarak çilek reçelini nasıl pişirdiklerini görebilirsiniz. Yazın çiftlikten topladıkları harika çilekleri derin dondurucuya koyuyorlar ve kışın bunları çıkarıp reçel yapıyorlar.
  Bu koca binanın içinde restorant, kafe, çocuk oyun alanı, şeker atölyesi, reçel yapım alanı ve orada üretilen birçok ürünün satış standları da bulunuyor.









İçerde ana temanın çilek olmasına bizimkiler epey şaşırdılar. Bu oyun otomatlarındaki oyuncaklar bile çilekti.


Kapalı alandan çıkınca büyük bir bahçe karşılıyor sizi. Kuşkusuz buraların keyfine yazın doyum olmaz.  Bizimkiler buz pateni pistini görünce kaymak istediler. 2 Euro karşılığında kiraladığınız patenlerle tüm gün kayabiliyorsunuz.

Hemen karşısında da böyle bir köşe var, çocuğunuz orada buz pateni yaparken siz de bu yanan ateşte ısınabilir, fotoğrafta görünen şirin kamyondan sıcak şarap ya da kahvenizi alarak yudumlayabilirsiniz.

  Midilliye binmek Revna'nın uzunca bir süredir hayalini kurduğu birşeydi ve muradına erdi. Yanılmıyorsam 3 tur biniş 2 Euro idi. Yazın açık olan dev şişme zıplama yastıkları ve oyun parkları(ki çoğunda sulu oyunlar var) tabii ki ücretsiz.
  Bahçedeki kulubeciklerin birisi Arı Müzesi idi, burayı da ziyaret ettik. Arılar ve arıcılık üzerine çocukların anlayacağı dilde bir sürü bilgi vardı. Müzenin çıkışına da bir labirent kurmuşlardı. Labirentin içinde yolumuzu bulmaya çalışmak çok eğlenceli idi.




Meğer bu çiftlik, 2012 yılında  kahve-çay demliği dalında dünya rekoru sahibi imiş. O büyük taş binanın iç duvarlarının bu demliklerle kaplı olduğunun farkına çıkarken vardım. 


Harika çileklerini taze taze tüketemesek de dondurma formunda yedik... Buraya mutlaka yazın da gelmeliyiz diyerek ayrıldık.


Evet, eğer yolunuz buraya düşerse hemen az ilerideki Outlete de uğrayın derim. Berlin'deki bu outlet benim bildiğim tek outlet ve birçok dünya markasına ev sahipliği yapıyor.

24 Kasım 2016 Perşembe

Çocukla Londra / 2. Gün

Dünkü yorgunluğun ardından daha geç uyanmamız gerekirdi ama turist olmak zor iş, gezecek çok yer var.
Otelimizi kahvaltı dahil seçmiştim. İlk kez yurtdışında peynir olmayan bir kahvaltı deneyimi yaşadım. Çocuklar için bir mısır gevreği standı bile vardı ama peynir yoktu. 
Bugün ilk hedef Tower Bridge. Otele fazla uzak görünmüyor, bu akıllı telefonlardaki harita uygulamaları günümüz turistlerinin hayatını acayip kolaylaştırıyor. Ben google maps i kullanıyorum, gitmeden önce görmek istediğim yerleri haritada işaretliyorum ve böylece plan yapmak daha kolay oluyor. 


Köprüde bakım olduğundan trafiğe kapanmış. 
Tower Bridge in hemen yanıbaşında ise Tower of London var. 
Yavaş yavaş köprünün kulelerine dogru ilerliyoruz. Girişte bir süre bekleyip asansörle yukarı çıktık. Ama asansörden inince birkaç katı merdivenle çıkmanız gerekiyor. O birkac kat o kadar çok geldi ki bana, çıkarken içimden iyi ki de daha fazla yaşlanmadan gelmişim diye geçiriyorum. 
Kısa bir film izlettiriyorlar köprünün yapımı ile ilgili. Daha sonrasını fotoğraflara bırakıyorum.








Köprüden ayrılıp Thames nehri boyunca yürüyoruz. Tabii arada kısa bir kahve molası da verdik. 

Tate Modern müzesinin bahçesine küçük bir Noel pazarı kurulmuştu. 
Buradan nehirde çalışan bir tekneye binip Big Ben in oradaki durağa kadar gittik, yürürüz demiştim ama epey yol varmış. 
Tate Modern


Big Ben saat kulesi(biliyorum kulenin adı değil , içindeki çanın ismi), parlemento binası ve Westminister Abbey derken adayı şöyle bir gezdik. Westmininter Kilisesinin yine içine giremedim, özel bir etkinlik için kapalı idi. Oysa izlediğim The Crown adlı diziden sonra bu yapıdan o kadar etkilendim ki, mutlaka gezmek istiyordum.

Yürüye yürüye başbakanın oturduğu Downing Street 10 numaraya geldik, başbakan sanırsam bir davet veriyordu ve evin önünde şık giyimli bir sürü bayan kuyruk olmuşlardı, bizi de 5 çayına çağırsa ne olurdu sanki.

Buradan Atlı Muhafızların bulunduğu binanın içinden geçtik ve St. James Parka geldik. Parkta görmediğim kadar çok sincap vardı hem de insandan korkmayan cinsten. Dila ile yanımızda yiyecek birşeyler olmamasına üzüldük.
Ve Buckhingham Sarayı göründü. Sarayda epey bir faaliyet vardı, parmaklıklardan bakmakla yetindik, kışın saray gezilemiyor.
Biz de sarayın mağazasını gezme ile yetindik, ben kraliyet çaylarından aldım, Dila ise kendine Kraliyet muhafızı ayıcık anahtarlıklardan. Bu mağazayı gezmesi çok keyifli, özellikle poselenlere bayılıyorum, sarayda kullanılan takımların benzerlerini buradan satın alabilirsiniz.

Sırada Hyde Partk var, Winterwonderland kurulu idi parkta, hava kararmadan biraz önce girdik ve pek kuyruk beklemedik. Giriş ücretsiz ama güvenlik kontrolü vardı. Açık havaya kurulmuş bir Noel pazarı ve türlü eğlenceleri içeren bir etkinlik. Ama bize epey pahalı geldi, oyunlar 3-5 pound arası değişiyordu. Binmek için ilginç birşey yoktu, biz de birkaç şans oyunu oynayarak zaman geçirdik. Sıcak çikolatalar o kadar güzel görünüyordu ki, ama o kadar çok tatlı yedikten sonra insanın canı tuzlu birşeyler çekiyordu. Biz de tercihimizi çin yemeğinden yana kullandık.
Parktan ayrılınca hemen önünden kalkan otobüslere binip Hamleys oyuncakçısının olduğu durağa yakın indik. Artık dermanım kalmamıştı ama gezilecek 4-5 katlı bir oyuncakçı vardı. En üst kata çıkarak gezmeye başladık... 
Gezmesi gerçekten çok keyifli, Türkiye'de bulunmayan oyuncaklar var. Her katta mutlaka bir oyuncağın tanıtımı yapılıyor. 

Bu akşam Matilda müzikaline biletimiz var, Hamleys de işimiz biter bitmez müzikalin sahneleneceği tiyatroya doğru yola koyulduk. 
Sahne kocaman, dekorlar otomatik şekilde değişiyor. Bir bakıyorsunuz zemin düz , bir bakıyorsunuz yerin altından okul sıraları çıkıyor ve bir sınıfa dönüşüyor sahne. Çocukların performansı harika. Bizimki, ülkemizde neden bu tür müzikallerin olmadığını soruyor, ben cevaba nerden başlıyacağımı bilemiyorum...