24 Kasım 2016 Perşembe

Çocukla Londra / 2. Gün

Dünkü yorgunluğun ardından daha geç uyanmamız gerekirdi ama turist olmak zor iş, gezecek çok yer var.
Otelimizi kahvaltı dahil seçmiştim. İlk kez yurtdışında peynir olmayan bir kahvaltı deneyimi yaşadım. Çocuklar için bir mısır gevreği standı bile vardı ama peynir yoktu. 
Bugün ilk hedef Tower Bridge. Otele fazla uzak görünmüyor, bu akıllı telefonlardaki harita uygulamaları günümüz turistlerinin hayatını acayip kolaylaştırıyor. Ben google maps i kullanıyorum, gitmeden önce görmek istediğim yerleri haritada işaretliyorum ve böylece plan yapmak daha kolay oluyor. 


Köprüde bakım olduğundan trafiğe kapanmış. 
Tower Bridge in hemen yanıbaşında ise Tower of London var. 
Yavaş yavaş köprünün kulelerine dogru ilerliyoruz. Girişte bir süre bekleyip asansörle yukarı çıktık. Ama asansörden inince birkaç katı merdivenle çıkmanız gerekiyor. O birkac kat o kadar çok geldi ki bana, çıkarken içimden iyi ki de daha fazla yaşlanmadan gelmişim diye geçiriyorum. 
Kısa bir film izlettiriyorlar köprünün yapımı ile ilgili. Daha sonrasını fotoğraflara bırakıyorum.








Köprüden ayrılıp Thames nehri boyunca yürüyoruz. Tabii arada kısa bir kahve molası da verdik. 

Tate Modern müzesinin bahçesine küçük bir Noel pazarı kurulmuştu. 
Buradan nehirde çalışan bir tekneye binip Big Ben in oradaki durağa kadar gittik, yürürüz demiştim ama epey yol varmış. 
Tate Modern


Big Ben saat kulesi(biliyorum kulenin adı değil , içindeki çanın ismi), parlemento binası ve Westminister Abbey derken adayı şöyle bir gezdik. Westmininter Kilisesinin yine içine giremedim, özel bir etkinlik için kapalı idi. Oysa izlediğim The Crown adlı diziden sonra bu yapıdan o kadar etkilendim ki, mutlaka gezmek istiyordum.

Yürüye yürüye başbakanın oturduğu Downing Street 10 numaraya geldik, başbakan sanırsam bir davet veriyordu ve evin önünde şık giyimli bir sürü bayan kuyruk olmuşlardı, bizi de 5 çayına çağırsa ne olurdu sanki.

Buradan Atlı Muhafızların bulunduğu binanın içinden geçtik ve St. James Parka geldik. Parkta görmediğim kadar çok sincap vardı hem de insandan korkmayan cinsten. Dila ile yanımızda yiyecek birşeyler olmamasına üzüldük.
Ve Buckhingham Sarayı göründü. Sarayda epey bir faaliyet vardı, parmaklıklardan bakmakla yetindik, kışın saray gezilemiyor.
Biz de sarayın mağazasını gezme ile yetindik, ben kraliyet çaylarından aldım, Dila ise kendine Kraliyet muhafızı ayıcık anahtarlıklardan. Bu mağazayı gezmesi çok keyifli, özellikle poselenlere bayılıyorum, sarayda kullanılan takımların benzerlerini buradan satın alabilirsiniz.

Sırada Hyde Partk var, Winterwonderland kurulu idi parkta, hava kararmadan biraz önce girdik ve pek kuyruk beklemedik. Giriş ücretsiz ama güvenlik kontrolü vardı. Açık havaya kurulmuş bir Noel pazarı ve türlü eğlenceleri içeren bir etkinlik. Ama bize epey pahalı geldi, oyunlar 3-5 pound arası değişiyordu. Binmek için ilginç birşey yoktu, biz de birkaç şans oyunu oynayarak zaman geçirdik. Sıcak çikolatalar o kadar güzel görünüyordu ki, ama o kadar çok tatlı yedikten sonra insanın canı tuzlu birşeyler çekiyordu. Biz de tercihimizi çin yemeğinden yana kullandık.
Parktan ayrılınca hemen önünden kalkan otobüslere binip Hamleys oyuncakçısının olduğu durağa yakın indik. Artık dermanım kalmamıştı ama gezilecek 4-5 katlı bir oyuncakçı vardı. En üst kata çıkarak gezmeye başladık... 
Gezmesi gerçekten çok keyifli, Türkiye'de bulunmayan oyuncaklar var. Her katta mutlaka bir oyuncağın tanıtımı yapılıyor. 

Bu akşam Matilda müzikaline biletimiz var, Hamleys de işimiz biter bitmez müzikalin sahneleneceği tiyatroya doğru yola koyulduk. 
Sahne kocaman, dekorlar otomatik şekilde değişiyor. Bir bakıyorsunuz zemin düz , bir bakıyorsunuz yerin altından okul sıraları çıkıyor ve bir sınıfa dönüşüyor sahne. Çocukların performansı harika. Bizimki, ülkemizde neden bu tür müzikallerin olmadığını soruyor, ben cevaba nerden başlıyacağımı bilemiyorum... 


Hiç yorum yok: