7 Ekim 2008 Salı

Dubai

Gideceğizdi gidemiyeceğizdi derken beklenen gün geldi çattı. İstanbul'dan yaptığımız 4 saatlik bir yolculuktan sonra Dubai'deyiz. Havaalanından çıkınca ilk sıcak dalgasının ardından vücudumuz bu havaya alışıyor. Barbaros'da bizimle birlikte uçtu Dubai'ye, yolculuk güzel geçti. Kısa bir araba yolculuğunun ardından Barbaros'un The Palm Jumeirah'daki evine varıyoruz, manzara harika. Dubai'nin simgesi Burj Al Arab karşımızda...
Kahvaltı ve dinlenme faslının ardından ben Dubai'yi görmek için sabırsızlanıyorum. İlk kez Arap Yarımadası'dayım ve uzun bir aradan sonra ilk kez Şanser'le çocuksuz bir tatil yapacağız.
Bu gece Barbaros'da kalmıyoruz, Dubai Park Hyatt Otelde kalacağız. Otel gerçektende çok güzel, Dubai Creek Marina'nın kenarında kurulu.
Barbaros bu akşam için otelin içindeki The Thai Kitchen'da yer ayırtmış. Restorantın mutfağı açık mutfak. Yemekler küçük porsiyonlar halinde geliyor, buharda pişirilmiş pilavla birlikte epey doyurucu oluyor. İlk kez muz kabuğu yiyoruz, doğrusu tavukla birlikte fena olmamış...
Yemekten sonra Madinat Jumeirah'daki Souk Madinat Jumeirah'da bulunan Bahri Bar'a gidiyoruz. Madinat Jumeriah'ı bir kompleks olarak tanımlarsam 2 adet son derece lüks butik otel, geleneksel mimaride bir çarşı ve konferans salonundan oluşan bir mini şehir diyebilirim. Bu mini şehir adeta mini Venedik, bu binaların arasındaki kanallarda Abra olarak adlandırılan minik motorlarla gezmek mümkün. Şahsen ben Dubai'yi çöl olarak beklerken bu kadar çok suyu görmeyi beklemiyordum.

2 yorum:

DiLeK dedi ki...

Oh oh, Avrupa sınırlarını aşmışsınız bakıyorum da...

ARZU dedi ki...

Ilk kez Arap Yarimadasina ayak bastim:-)